Metaverse Ekosisteminde Fikri Mülkiyet

Biliyoruz ki büyük yayıncılar fikri mülkiyet haklarını, free to play modeliyle yeni ve uçsuz bucaksız bir dünyaya açıyor ve bunu Web 3.0 çağındaki büyük fırsat olarak görüyor. Metaverse ise bunun çok daha heyecan verici bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu heyecan beraberinde, pazara yeni girenlerin, üzerinde iyice düşünmesini gerektiren fikri mülkiyet konusunu gündeme getiriyor.

Metaverse ve Marka

Metaverse’ün en büyük cazibelerinden biri, markalar için musluğun başına geçip tüketicilerle doğrudan ve daha düşük bir maliyetle etkileşim kurma fırsatı yaratmasıdır. Bu fırsat markalar tarafından; dijital giysiler giyen moda ikonlarıyla veya yeni mobil cihazların tanıtıldığı platformlarda bulunan influencer’lar sayesinde, müşteriler ile yeni yollarla etkileşim kurmak için bir iş fırsatı olarak değerlendirilebilir. Ticari markaların, ürünü ve işletmeyi rakiplerinden farklı kılmak için en önemli araç olduğu yadsınamaz ancak internetin küreselliği düşünüldüğünde markanın korunması çoğu zaman zor olabilmektedir. Metaverse ekosisteminde mevcut koruyucu yasaların geçerli olacağı aşikâr ama bunun nasıl olacağı önemli bir soru olarak karşımıza çıkmakta.

Markanın Tek Kullanıldığı Yer Metaverse ise Markanın Özgün Kullanıcısı Olunduğu Nasıl İspatlanır?

Metaverse’lerin zamanla ortaya çıkmasıyla beraber, bu evren sadece kendine has ticari bir ekosistem oluşturacak. Bazı ürün ve hizmetler yalnızca metaverse’de geçerli olacak. Bu durumda markanın hangi bölgede/ülkede kullanıldığının ispatı sorunuyla karşı karşıya kalacağız. İngiliz içtihatlarında[1] yer alan sanal varlıkların ancak gerçek dünyada ilişkisi olduğu takdirde marka hakkı tanınabileceğine dair yargı kararları, metaverse için risk teşkil etmektedir. Dolayısıyla mevcut düzenlemeler metaverse konseptine çok uygun gözükmemekte olup salt metaverse’e dayanarak markanın ihlalini iddia etmek zor olabilecektir.

Blockchain ve akıllı sözleşmeler yoluyla metaverse ekosisteminde pek çok fikri mülkiyetin kime ait olduğu, çoğaltılıp çoğaltılamayacağı veya değiştirilerek kalitesinin önlenip önlenemeyeceğinin bilinmesi mümkün. Bununla birlikte daha önemli bir soru ortaya çıkıyor: Gerçek dünyada bir itibara sahip olan ve özenle hazırlanmış bir simge, metaverse düzleminde itibar suikastine uğrarsa veya hak sahibinin haklarını kullanması engellenirse ne olacak? Hak sahibi markasının metaverse’de kullanımını kısıtlayabilir mi? Pratikte bu tür sorunları yönetmek kolay olmayacaktır.

Metaverse’in Çıkışı da Var!

Önümüzdeki iki sene içinde pek çok metaverse prototipinin çıkacağı pek çoğunun başarısız olacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla bu noktada çıkış stratejisi önemli hale geliyor. Eğer metaverse’den çıkmaya karar verilirse ticari olarak bir sorun ihtimali kalmasa bile firmanın markasına ve ticari bütünlüğüne zarar riski hep olacaktır. Bu sebeple hak sahiplerinin, metaverse hizmet sözleşmelerinden veya yapacağı diğer anlaşmalardan çıkış yapmaları halinde, fikri mülkiyetlerinin kullanımına son vermesine yönelik hükümleri göz ardı etmemeleri gerekmektedir.

Avrupa Birliği’nin Dijital Telif Hakları Direktifi

Metaverse; sanal konser, müze ziyareti veya moda gösterileri gibi eser sahipliğine yönelik pek çok fırsat yaratma potansiyeline sahiptir. Telif hakkı sahipleri için metaverse, yeni gelir kaynakları için sonsuz bir potansiyel vaadetmektedir. Bununla birlikte, metaverse’deki telif hakkı meselesi, mevcut içtihat dikkate alındığında oldukça karmaşık bir yapı çizmektedir.

Bu konuda referans alınabilecek temel düzenleme AB’nin 2019/790 sayılı Dijital Telif Hakları Direktifidir. Bu direktif metaverse’deki eserler üzerinde hukuki bir etkiye sahiptir. Bu direktifin temel ilkelerinden birisi şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Bir yazar telif hakkı lisansı vermiş veya ticari kullanım için bir başkasına eserin kullanım haklarını devretmişse, daha sonra eser sahibinin tekrar devrettiği kişilere geri dönebilme hakkına sahip olmasıdır. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse; henüz meşhur olmayan birisinin sahip olduğu bir eserinin NFT hakkını bir başkasına devrettiğini düşünelim. Sonrasında bu NFT’nin çok fazla meşhur olduğunu ve yüksek bir gelir getirdiğini varsayalım. İşte bu direktif, böyle bir durumla karşılaşıldığında daha adil bir uygulama gerçekleştirmek için, söz konusu sanatçının yeni gelirden pay alabilme hakkına sahip olmasına imkan tanımaktadır. Benzeri bir durum metaverse için de geçerli olacaktır. Kaldı ki akıllı sözleşmeler yoluyla bu mümkündür. Tarafın gelecekteki tüm gelirden pay elde etmesi hem AB direktifi göz önüne alındığında hukuken, hem de teknik olarak  mümkündür.

Metaverse, telif hakkı sahipleri için fırsatlar sunarken, bu tür çalışmaların gerçek hayatta var olup olmadığı ve metaverse’de yeniden üretilip üretilmediği veya yalnızca sanal bir alanda oluşturulup oluşturulmadığı hususları da fikri mülkiyete tecavüz riski barındırmaktadır.  Fikri mülkiyetin korunması açısından artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) sağlayıcıları tarafından her türlü teknik ve hukuki önlemlerin, metaverse için de uygulanabileceği düşünülmektedir.

Metaverse Evreninde Telif Hakkının İhlali

Telif hakkına sahip olmak ihlal durumunda yaptırım uygulatma hakkını da beraberinde getirmektedir. Peki metaverse’de bu uygulama nasıl olacaktır? AB Direktifine göre çevrimiçi içerik paylaşım hizmeti sağlayıcılarının, platformlarına yüklenen içerikler için hak sahiplerinden lisans almak ve herhangi bir yetki verilmediği takdirde yetkisiz yüklemeleri önlemek için gerekli adımları atmakla sorumlu oldukları belirtilmektedir. Bu nedenle, metaverse sağlayıcılarının bu tür eylemlerden sorumlu tutulup tutulamayacağı ve bu sağlayıcıların geleneksel internet sağlayıcıları tarafından halihazırda kullanılan imkanlardan yararlanıp yararlanamayacağı sorusu ortaya çıkmaktadır. Yoksa, metaverse platformları çevrimiçi bir içerik paylaşım hizmeti sağlayıcısı olduğunda mı mevzuat uygulanmalıdır? AB direktifine göre 10 milyon euroluk ciro sınırı mevcuttur. Öte yandan, bu sınırın metaverse için de kıyasen uygulanabileceği iddia edilebilir. Buna rağmen, problem burada sona ermemektedir. Dijital kimliğin anonimliği ile gizlenen bireylere karşı hakkın nasıl aranacağı, hak aranırken adli-kolluk kuvvetlerinin nasıl ve ne düzeyde destek verebileceği soru işareti taşımaktadır. Ülkemizde yazılım fikri mülkiyeti ihlallerinde bile bilirkişiliğin yeterli olmadığı ve hukuki sürecin yavaş çalıştığı dikkate alındığında bu mücadele ütopik bir koruma vaat etmektedir.

Diğer Fikri Mülkiyet Haklarında Durum

Merkezi ve merkezi olmayan metaverse’ler arttıkça ve birbirleriyle etkileşime girdikçe dikkate alınması gereken önemli bir diğer faktör; farklı yazılım ve sistemlerin potansiyel birlikte çalışabilirliğidir. Geniş, güvenilir ve bağlantılı bir ağ oluşturmanın merkezinde önemli bir husus mevcuttur: uyumlu standartlar. Metaverse gerçekten merkezi olmayan veya farklı sanal alanlar arasında kısmi geçişe izin vermeyi amaçlıyorsa, üzerine inşa edildikleri teknolojilerin birbiriyle uyumlu olması bu noktada çok önemlidir. Bir dizi metaverse standardının geliştirilmesi, birlikte çalışabilirliğe yardımcı olmanın doğal bir yolu gibi görünüyor. Burada da Facebook başı çekebilir.

Ancak bazı metaverse bileşenlerinde bu durum, var olan patentler nedeniyle sıkıntılıdır. AR-VR gibi yüksek teknoloji ürünleri, metaverse’in gelir potansiyelini artırsa da uyum problemini beraberinde getirmektedir. Artan sayıda patent, sürekli başkalarının hakkını ihlal eden ve uyumsuz bir ekosisteme sebep olabilir. Bu durumun önüne geçmek için ya temel patent havuzlarının oluşturulması ya da açık kaynaklı lisanslama modellerinin yaygınlaşması gerekecektir.

[1] https://core.ac.uk/download/pdf/232604022.pdf

BENZER İÇERİKLER

SON YAZILAR